Sosyal medya bağımlılığının nedenleri bireylerin sosyal medya platformlarını kontrolsüz bir şekilde kullanması ve bu kullanımın günlük yaşamlarını olumsuz etkilemesidir.
1.3 Psikolojik Nedenler:
Kendini İfade Etme İhtiyacı: İnsanların düşüncelerini, duygularını ve başarılarını başkalarına göstermek istemesi, sosyal medya kullanımını artırır. Özellikle özgüven sorunları olan bireyler, sosyal medyada kabul görme arayışına girebilir.
Duygusal Boşluk ve Yalnızlık: Sosyal medya, yalnızlık duygusunu azaltan bir araç olarak kullanılabilir. Ancak, bu durum zamanla bağımlılığa dönüşebilir
1.4.Sosyal Nedenler:
Grup Dinamikleri: Özellikle gençler arasında, sosyal medya kullanımının bir norm haline gelmesi, bu platformlara yönelimi artırmaktadır.
Sosyal Kabul ve Ait Olma İhtiyacı: Bireyler, sosyal medyada beğeni, yorum veya takipçi sayıları üzerinden sosyal statü elde etmeye çalışır. Bu da platformlara bağımlılığı artırır.
1.5. Teknolojik ve Çevresel Nedenler:
Oyunlaştırma ve Tasarım: Sosyal medya platformlarının, kullanıcıların dikkatini çekmek ve platformda daha uzun süre kalmalarını sağlamak için tasarlanmış özellikleri (beğeniler, bildirimler), bağımlılık oluşturabilir.
Kolay Erişim: Akıllı telefonlar ve hızlı internet bağlantıları, sosyal medya platformlarına sürekli erişimi mümkün kılmaktadır.
Algoritmalar: Kullanıcıların ilgi alanlarına uygun içerikleri sürekli ön plana çıkaran algoritmalar, platformların çekiciliğini artırmaktadır.
1.6.Eğitim ve Bilinç Eksiği
Sosyal medya kullanımının zararları ve doğru kullanım yöntemleri hakkında yeterli eğitimin verilmemesi, bireylerin bilinçsizce bu platformlara bağımlı hale gelmesine neden olabilir.
Sosyal medya bağımlılığı, bireylerin yaşamlarını farklı boyutlarda etkileyen ciddi bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Bu etkiler hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kendini gösterir. Sosyal medya bağımlılığı bireylerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Aşırı kullanım sonucunda depresyon, anksiyete, yalnızlık ve stres gibi duygusal problemler artış gösterebilir. Ayrıca, bağımlılık düzeyinde sosyal medya kullanımı, bireylerin özsaygılarının azalmasına ve sosyal kaygılarının artmasına neden olabilir. Araştırmalar, sosyal medya kullanımına sınır getirilemediğinde bu durumun psikolojik sorunlara yol açtığını göstermektedir.
Uzun süre ekran başında vakit geçirmek, bireylerin fiziksel sağlığı üzerinde de olumsuz etkilere sahiptir. Duruş bozuklukları, göz yorgunluğu, obezite gibi sorunlar yaygın olarak görülmektedir. Aynı zamanda, uykusuzluk ve düzensiz uyku alışkanlıkları, sosyal medya bağımlılığının sık rastlanan fiziksel sonuçlarındandır.
Bağımlılık düzeyinde sosyal medya kullanımı, bireylerin gerçek sosyal çevrelerinden uzaklaşmalarına neden olabilir. Aile ve arkadaş ilişkilerinde kopukluk, yalnızlık duygusu ve kişiler arası iletişim problemleri bu etkiler arasında yer alır.
Sosyal medya bağımlılığı, akademik başarı ve iş performansını olumsuz yönde etkileyebilir. Zaman yönetiminde zorluk yaşama, dikkat dağınıklığı ve işlerin ertelenmesi gibi problemler, bireylerin üretkenliğini azaltmaktadır. Bu durum, özellikle genç bireylerin eğitim hayatlarında başarısızlık riskini artırmaktadır.
Sosyal medya bağımlılığı, toplumda yaygın bir problem haline geldiğinde bireylerin yaşam kalitesinde genel bir düşüşe yol açabilir. Ayrıca, bireylerin maddi kaynaklarını kontrolsüzce kullanması, sahte içeriklere maruz kalması ve güvenlik ihlallerine açık hale gelmesi gibi sorunlar da toplumsal düzeyde ciddi etkiler yaratabilir.
Ergenlik Döneminde Sosyal Medya Kullanımının Kişilik Üzerine Etkisi
Ergenlik, bireyde bir çok değişimin başladığı dönemdir. Bireyde ruhsal ve fiziksel anlamda değişimin başladığı bu dönemde aileden ve yakınlarından uzaklaşma, kendi özgürlüğünü ilan etme gibi girişimler bulunmaktadır. Bu dönemde ergen birey, kişilik özelliklerini arar ve bunlarla bütünleşme çabası içindedir.
Dünya Sağlık Örgütü 10-19 yaş aralığındaki bireyleri ‘adolesan’, 20-24 yaş aralığındaki bireyleri ‘genç’ olarak tanımlamaktadır. Bu iki dönemin birleşim aralığında olan 10-24 yaş arasındaki bireyleri ise ‘Genç Bireyler’ olarak nitelendirmektedir.
Bowlby’ye (1973) göre, bir çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimi, güvenli bir bağlanma ilişkisine bağlıdır. Bu bağlanma ilişkisi, yaşam boyunca özellikle geçiş dönemlerinde bireye duygusal destek, yakınlık ve süreklilik hissi sağlayarak olumlu bir etki yaratır.
Daha sonraki araştırmalar, bu bağlanma ilişkilerinin bireyin bilişsel ve duygusal gelişimi üzerindeki etkisini ele almıştır. Örneğin, Main, Kaplan ve Cassidy (1985), bireyin temsili bağlanma modellerinin zamanla daha gelişmiş bilişsel kapasitelerin temelini oluşturduğunu öne sürmüştür. Benzer şekilde, Allen ve Land (1999), ergenlik döneminde bu gelişimin özellikle belirgin hale geldiğini belirtir.
Ergenlikte özerklik davranışları ve ebeveynlerin bu davranışlara verdiği destek, bağlanma ilişkilerinin kalitesini belirleyen önemli faktörlerdendir. Allen ve Hauser (1996) ile Kobak ve diğerleri (1993), bu süreçte ebeveyn desteğinin bağlanmanın niteliğini şekillendirdiğini vurgulamaktadır.
Bu bağlamda, güvenli bağlanma ilişkilerinin, bireyin yaşam boyu süren gelişim ve ilişkilerinde kritik bir rol oynadığı açıkça görülmektedir.
Ergenlik döneminde, çocukluk yıllarından farklı ilişki dinamikleri gelişir ve ergenler bu yeni ilişki biçimlerini keşfetmeye istek duyar. Ergenlerin sağlıklı toplumsal ilişkiler kurabilmeleri için arkadaşlık ilişkilerini deneyimlemeleri büyük önem taşır.
Ergen birey için aileden ziyade arkadaş grubundan ilgi ve kabul görmek, beğenilmek, kişilik ve kimlik gelişimi açısından daha büyük bir önem taşır. Arkadaş çevresinden alınan destek, özellikle anlaşılma duygusu, ergenin gelişimini birçok açıdan olumlu yönde etkiler.Akran ilişkileri, tutarlı bir kişilik yapısının oluşumunda kritik bir rol oynar.
Kimliğini belirlemeye çalışan ergen birey, bu süreçte çeşitli iletişim biçimlerini deneyimleyip farklı karakter özellikleri sergilerken, ihtiyaçlarını karşılamak için farklı yöntemlere başvurur. Akran ilişkilerinin kalitesi, bireyin bağımsızlık kazanmasını ve tutarlı davranış kalıpları geliştirmesini destekleyebilir.
Değişen hayatla beraber ergen bireylerin arkadaşlık ilişkileri ve etkinlikler yapma, vakit geçirme, sosyalleşme adı altında yapılan her olay Web 2.0 arayıcılığıyla tamamen sanal ortam üzerinden oluşmaktadır.
Bu oluşan ortam ergen bireyler için pozitif yönleri olmasıyla beraber negatif yönleri de barındırmaktadır. Pozitif açıdan bakıldığında bilgiye ulaşım, hobi edinmek, istediği şeyi anında elde etmek açısından pozitif bir gelişmedir fakat bu durum geçmiş nesillere göre daha hareketli ve istediğini elde etmekte aceleci davranan bir nesil oluşturmuştur.
Ergenlik kişiliğin oluşumunda en temel yapılardan bir gelişimdir. Kullanılan internetin negatif yönleri eğer ergen birey tarafından keşfedilmiş ve kullanılıyorsa gelişim basamaklarından biri olan ergenlik, kişiliği yanlış bir şekilde etkilenebilir.
Ergen bireyler, bu zamanlarda kimlik gelişiminin yanında sosyal bir karşılaştırma içindedir sosyal medya kendilerini özgürce ifade ettikleri ve buradan sosyalleştikleri bağlantılar ile doluyken yapılan paylaşımlar ergen bireyin özgüven sorunları yaşamasına ve özellikle fiziksel görünüş konularında yaygın bir şekilde yetersiz hissedebilir.
Bu dönemde eğitim hayatına devam ederken çok fazla vakit geçirmek, telefon üzerinden gelen bildirimler ve dikkatin hızlı dağılması gibi durumlarda akademik başarı düşebilir.
Sosyal medyada amaç içerik üretilen platformlarda daha fazla içeride kalmak, burada daha çok vakit geçirmek için kurgulanmıştır. Ergen birey burada kendine bir dünya oluşturduğunda gerçek hayatta ki dünyadan kopuşlar yaşayabilir. İçerik üreticisi olarak adlandıran bir iş kolu yeni hayatımıza girmiş ve burada üretilen içerikler ergen bireyleri etkileyebilecek düzeyde olabilir. Ergen birey, burada yaşanılan hayata karşı bir duruş gerçekleştirebilir ve kendini bu hayata ait hissiyatlar oluşturabilir.
Sosyal medya ergen birey üzerinde narsist kişilik özelliklerini, depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları gibi bir çok ruhsal sağlık sorunlarıyla karşılaşabilir.
Kişilik içinde önemli nokta olan ergenlik için aileler çocuklarında yaşanan değişimler sonrasında endişeli bir hale gelirler bundan kaynaklı çocuklardaki bu değişimler sonrası hayatına etki edeceğinden sosyal medya ve diğer ilişkiler için çocuklarıyla beraber bir yol izleyerek burada önlemeler alınmalıdır.
Aileler yetişmiş oldukları toplum gereği sanal alem ortamının hızına yetişememiş ve bu ortamın gerçekliğine yeni alışmaktadır. Dijital okur yazarlık aileler için çocuklarının ne gibi platformda olduklarını anlamalarını, sanal ortamının ne gibi işlevi olduğunu öğrenmesi için çağımızda gereklilik haline gelmiştir. Bununla beraber ailelerin ortaklaşa bir şekilde teknoloji için belirli bir saat belirlemesi bu saatler aralığında sosyal medya platformlarının kullanılması bağımlılık açısından azalmaya neden olabilir.
Ergen bireylerin hayatından Web 2.0 çıkarmak gibi bir durum artık imkansız hale gelmiştir. 20.yy gereği bir çok gelişme, hayatın tamamen teknolojik gelişmelere odaklı devam etmesi durumundan kaynaklı artık sanal alem hayatımızın bir parçası haline gelmiş, bu parçamızı gerçek dünya ile etkileşime sokma gibi bir gerekliliği mümkün kılmaktadır. Ergen bireyin yapmak istediği hobiler ile harmanlanmış bir şekilde internet kullanımı hem aile içi iletişimi arttıracak olup hem de yüz yüze geçirilen zamanın sağlıklı sosyal becerilerin gelişmesine destek olacaktır.
Sosyal medya, ergen bireyler için yaşamlarında fırsatlar ve riskler teşkil etmektedir. Bu nedenle hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin bu konuda bilinçli olması, sosyal medyanın sağlıklı bir şekilde kullanılması teşvik edecektir. Bu sağlıklı tutum kişinin gelişiminde önemli yer oynayan ergenlik için kritik yer tutmaktadır.
